Çorlu ve köylerinde yaşayan halkın büyük çoğunluğu, Balkanlar’dan gelmiş olan göçmen Türklerdir. Bu göçler genellikle Romanya, Yugoslavya, Yunanistan ve Bulgaristan’dan olmuştur. Köylerde yaşayan halk Dağlı, Gacal, Boşnak, Pomak, Tatar, Arnavuz ve Macar olarak adlandırılır. Bu çeşitli boyların kaynaştıkları merkez Dobruca’dır.
Günümüzde sanayileşmeyle birlikte Çorlu Türkiye’nin her yanından iç ve dış göç almıştır. Çorlu’da yaşayan Reşadiye Mahallesi sakinleri, Eskişehir Seyitgazi yakınında bulunan Şücaettin Veli Sultan’a bağlı bulunuyorlar. 28 hane olarak 1927 yılında Romanya’dan gelmişler. Şücaettin Veli Sultan Ocağı da geleneğini sürdürmektedir.
Bektaşiliğin bir kolu olan (BABA-İ)dirler. Doğrudan Ahmet Yesevi’den geliyorlar. Bektaşilerde öteki Tahtacı ve Çepnilerde rastladığımızdan farklı bazı töre ve merasimler gözlenmektedir. Örnek olarak, öldüklerinde kadınlar yedi kat, erkekler ise beş kat kefene sarılırlar. Keza, kadınların mezarı göğse, erkeklerin mezarı ise göbeğe kadar açılır. Hıdıreller, Baba-iler’de bir bahar bayramı, bir çeşit yılbaşıdır. Ogün kırlara çıkılır, kurbanlar kesilir ve Hacı Şeremet denilen yatır ziyaret edilir. Aynı geleneği süniller de uyguluyorlar. Sayın Hasan Diktaş Beyefendi’den dinlediğime göre, Sultan Mehmet Reşat (1909-1918) yılları arasında Osmanlı İmparatorluğunun 35 Padişahı iken Muhittin Efendi (Bekşi Padişah Danışmanı) ile birlikte Çorlu’ya gelirler. Burada vefat edeceğini ve defin edileceği yeri gösteren Muhittin Efendi Çorlu’da vefat eder ve işaret ettiği şimdiki Kumyol Caddesine defnedilir.
Sonra Çorlu’da iki mahalle bu olaydan adını alır. (Reşadiye ve Muhittin Mahalleleri) Çorlu Çobançeşme Mevkiinde, esas soyları Horasan’dan gelme olduğunu söyleyen vatandaşlarımız yaşar. Hurifi inancını hatırlatan olaylara da rastlamak mümkün.
Bundan yaklaşık 40 yıl önce Çorlu’ya bağlı, Yenice Köyünde (Bugün belde) bir zat, H. Z. Ali için (Allah) diyormuş.
Mustafa Hoca da buna karşı çıkıyor. İşte o gece bir fırtına çıkıyor. Yağan yağmur sele dönüyor. Bun olay çevrede te’dip (edeplendirme) oluşturuyor, herkes korkuyor ve ürküyor. (Bu olay; Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın sosyo-Antroplojik Araştırmalar, İst. 1995 adlı kitabından alınmıştır.
Dağlılar, Bulgaristan’dan gelmişlerdir.
Geldikleri yerler genellikle dağlıktır.
Sırbiyeli, Sırbistan’dan göçmen olanlardır. Yörük; göçebe yaşayışı sürdüren Türklerdir.
Tatarlar; Bulgaristan’ın ve diğer Balkan Topraklarının çeşitli yerlerinden gelmişlerdir.
Gacarlar; yerli halk sayılır. Bölgemize yerleşmeleri 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşından itibarendir.
Çorlu’nun aldığı bazı göçler yaklaşık olarak: 1919 Selanik (Yunanistan) 200 hane, 800 kişi.
1925 Drama, Serez (Yunanistan) 200 hane, 800 kişi.
1930 eski Cuma (Bulgaristan) 180 hane, 750 kişi.
1935 Pazarcık, (Bulgaristan-Romanya) 900 hane, 3600 kişi
1951 Burgaz (Bulgaristan) 300 hane, 1200 kişi
1959 Yugoslavya 37 hane 150 kişi
1989-1990 Bulgaristan 15 bin kişi
Ezberlenebilir bir şiir: NEŞ’EM
Gönül iklimidir lütfu mekanım,
Noktayı ceninden ayrılmam asla.
Bin bir geçitlerden canana vardım,
Güreştim, dövüştüm, yılmadan asla.
*
Gönül aleminde il il dolaştım,
Kırdım putlarımı, tapmadım asla.
Kadir adımı da kendime aldım,
Gövdemin derdine düşmedim asla.
*
Evvel bilgilerim birşey sanardım,
Terk ettim, kazıdım, koymadım asla.
Şüphesiz Rabbimin emrine uydum,
Envara şeytana bakmadım asla
Abdulkadir Duru
Envar: Ziyalra, aydınlıklar, parlaklıklar.
Mutluluğun ve huzurlu yaşamın sırları;
1-Anlayış: İnsanlara anlayış göster ama sen bekleme
2-Takdir: her şeyi ve her hareketi takdir et ama takdir bekleme
3-Sevgi: Sev ama sevgi bekleme
4-Yardım: Yardım et, yardım bekleme
5-Kabul: İnsanları olduğu gibi kabul et, kabul bekleme
Mutlu ve huzurlu günler dilerim.